Özellikle bu seçimlerdeki bazı adaylarıyla heyecan yaratan ve özgürleşme yönünde(kendi siyaset yapısı içerisinde) büyük bir adım attığını düşündüğüm ve beklenti içerisine girdiğim bir partiydi bdp. Fakat seçimden bu yana yaşadığımız olaylar karşısındaki siyasetsizliği bdp'nin özgür olmadığını, olamadığını, korktuğunu göstermektedir.
Silahsızlanma sürecinin bitmesi ve başlaması yönündeki emarelerin arttığı dönemlerde nedense koyu bir siyasetsizliğe sürüklenmekte bdp, onların yerine pkk'nın yönetici kadroları fikir beyan etmekte icraat göstermekte ve muhattap alınmaktadır. Zira bdp kürt halkının temsilcisi olduğu iddiasında iken böylesine kritik dönemlerde bayrağını pkk'ya devretmesiyle bu noktada kendisini çözümün anahtarı olmaktan çok uzağa taşımaktadır.
Bunun yanında Abdullah Öcalan'ın dinlenmesi konusunda fikirler beyan etmiştir. Eğer ki kendini 80 darbesinden bu yana tahammülsüz çileler çeken Kürt halkının özgürleşmesini sağlayacak merci olarak gören bir parti Öcalan'ı muhatap almaya çağırıyor ise devleti, burada büyük bir siyasetsizlik vardır. Öcalan tüm sorunları şiddetle çözebileceğini zanneden bir örgüt lideridir. Öcalan net fikirleri olmayan liderlik vasıfları zayıf ve sözlerinin fikirlerinin tutarsızlığı ile Kürt halkının önderi olamayacak onları özgürleştiremeyecek bir şahıstır. Bunun için en basit örnek kemalizm üzerine söylemleridir. Kaldı ki bunun yanında şiddetten yakınan bir örgüt olup çözümü salt şiddetle arayan bir örgüt liderini muhatap kabul ettirmeye çalışmak başlı başına bir tutarsızlıktır.
Demokrasiyi ve özgürlüğü ağzından düşürmeyen bdp vekilleri öldürülen Hikmet Fidan'ın neden arkasında durmamıştır? Neden onun peşine düşmemiştir ya da aralarına almamıştır? Bu cinayete neden karşı çıkamamıştır? Neden Kemal Burkay gibi isimlerle ortak çalışmalarda bulunmamış yahut bulunamamıştır?
Tutarsızlıklarının yanı sıra siyasetsizlik noktasına da değinmekte fayda mevcuttur. Her fırsatta birbirinden farklı özerklik yapıları ve dünyadan terör örnekleri dışında tek bir yeni düşünce ortaya koyamamış, kendilerince meşru olmayan Kürt halkını meşrulaştırabilecek hiç bir pozitif katkıda bulunmamışlardır. Bir yanda anaları gösterip silahlar sussun demiş diğer yandan Öcalan dinlensin demiştir. Bdp tarafından verilen en meşhur örnek ise; dünyada hiç bir terör örgütü silahla bitmemiştir. Madem solcu bir parti addediyorsunuz kendinizi madem eşitlikçi, gerçekçi ve objektif bakış açısını benimsiyorsunuz peki o zaman neden bu örneğinizin diğer boyutunu gözler önüne sermekten çekiniyorsunuz; dünyada hiç bir terör örgütü silahla zafer kazanamamıştır.
Yaratıcılık ve aktivizm noktasında da oldukça yetersiz gözükmektedir bdp. Son kullanma tarihi geçmiş; oturma eylemleri, sivil itaatsizlik, parti toplantısında özerklik ilan etmek gibi partiyi komik duruma düşüren ve ciddiye alınmaktan uzak noktaya düşüren unsurlarda kullanılmıştır.
Kürt kültürünün korunmasından bahsederken, bunun için hangi destekte hangi yaratıcı eylemde hangi yenilikçi bakış açısında bulunulmuştur? Kürt eserlerinin türkçeye çevrilmesinde darbe öncesi Kürt hareketlerinin anlatılmasında ne gibi katkı ve desteklerde bulunulmuştur?
Kürt hareketini, darbe sonrası imiş gibi göstermek bir anlamda pkk ile yapışık göstermek Kürt halkını yanıltmak değildir de nedir? Bu zamana kadar statükodan en çok cefayı çeken Kürt halkını oyalamak ve statüko oyuncağı yapmak değildir de nedir? Tek çatı altında giriyoruz seçime birleşiyoruz yalanını söylerken terör karşıtı Kürt düşünürlerini ya da yapılanmalarının yok edilmesini sümen altı etmek hangi vicdana sığar? Pkk yapılanması ses getirmeye başladığı esnada 11 adet Kürt siyasi hareketinin ortak bildiri yayınladığı, 'silah çözüm değildir.' fikrindeki metni halkından saklamak dile getirmemek barışın nesine katkıdır? En önemlisi yürekli olarak korkmadan ne terörün ne de devletin oyuncağı olmadan halkını düşünen yahut barışı düşünen yenilikçi siyaset yapan tek bir üye bulunmamaktadır bdp içerisinde.
Bir Türk olarak Kürt halkının temsilcisinin bdp olarak lanse edilmesinden derin bir üzüntü duymaktayım. Kültür korunsun, tek tipleştirme ve asimilasyon bitsin derken diğer tarafta karşıt sesin kanla susturulması kültürün dile getirildiği kadar önemsenmemesi. Bdp'yi çözümden çok paranın, silahın, bölge güçlerinin oyuncağı yapmaktadır. Devlet tarafından öldürülen Kürtlerin bir kezde umutlarını kendi içlerinden çıkanlar öldürmektedir.
ETİKETLER
pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Kasım 2011 Pazar
BDP'nin Siyasetsizliği
ne ile ilgili:
Abdullah Öcalan,
barış,
bdp,
Hikmet Fidan,
ilkan,
Kemal Burkay,
kültür,
Kürt,
Kürt Sorunu,
pkk,
Politika,
Türkiye
3 Kasım 2011 Perşembe
TSK Tasfiyelerle Arındı mı?
![]() |
| Türk Silahlı Kuvvetleri |
1980'lerin sonlarından itibaren başlamış olan koruculuk sistemi hala doğru düzgün çalışmamasına rağmen devam etmektedir. Bu sistemin işlememesinin sebebiyse, doğu ve güney doğu bölgelerindeki köylerden devşirilen insanlar. Daha doğrusu devşiriliş yöntemi ve bu sistemin korsan bir method olması. Bu köylerde korucu yapılmak istenen kişiler tehdit edilmektedir. Ya korucu olursun ya da köyünüzü yakarız yahut ailen rahat yüzü göremez kabilindendir bu tehditler. İşin açmaz yanı ise bu köylerdeki insanların çoğunun ailesinden en az birisinin PKK üyesi ve ya bu örgütün öldürülen bir elemanının bulunmasıdır. Siz bu insanı tehdit ederek eline Kalaşnikov silah vererek akrabası bir insanı vurmasını bekliyorsunuz. Bir anlığına kimliğimizi unutalım ve herhangi bir akrabamızın PKK saflarına geçtiğini düşünelim ve bize böyle bir tehditle onu veya bir küçüklük arkadaşımızı vurmamızı istediklerini düşünelim. Konumu ne olursa olsun bu kişinin bizim akrabamız olduğu gerçeği değişmez ki bu insanlık suçu olan terör dahi olsa. Kaldı ki bu hiç bir resmi kaydı olmayan insanlara silah temin ederek hem askeri hem sivil vatandaşı tehlikeye atmış devlet eliyle terör yapılmış oluyor.
Neden koruculuk sistemine değindiğime gelirsek, bu sistemi üreten zihniyet JİTEM'i kurmuş ve Hizbullah'a destek vermiştir. Bu örgütler suçlu masum ayırmadan binlerce faili meçhule imza atmıştır. AKP bunları öne sürerek TSK'nın arındırıldığını belirtmiştir. Fakat gözden kaçan bir nokta var; verilen 24 şehitin arkasında korucu ihmal ve ihaneti olduğu. Kimi korucular saldırı esnasında olması gereken yerde bulunmamıştır kimileri ise PKK saflarına geçerek şehitlere ateş etmiştir. Olay sonrası 'yenilenmiş' TSK'nın verdiği raporda koruculuk sisteminin kalkmaması ve düzeltmeler yapılarak devam ettirilmesi gerektiği yazmaktadır.
Sonuç olarak JİTEM gibi Kürt sorununu kansere çeviren bir yapılanmanın kurucusu Arif Doğan serbest bırakılırken(belkide devlet diyetini böyle ödedi ona karşı) 'temizlik' adı altında TSK'da kadrolaşma yapıldığı artık aşikardır. Pek tabii tutuklular arasında suçlular hatta insanlık suçu işleyenlerde vardır fakat bu tasfiyelerin arkasında zihniyet devrimi değil kadrolaşma yatmaktadır.
ne ile ilgili:
AKP,
Balyoz,
Ergenekon,
ilkan,
Korucu,
Koruculuk Sistemi,
Kürt Sorunu,
Necdet Özel,
pkk,
Politika,
TSK,
Türkiye
23 Ekim 2011 Pazar
Yamyamlaşmak
Geçenlerde Habertürk sürmanşetten bir kadının cansız ve sırtından bıçaklanmış bedenini verdiğinde, büyük bir tepki toplamıştı diğer medya kuruluşlarından ve habercilerden-yazarlardan. Ancak gelin görün ki, Muhammer Kaddafi'nin halk tarafından linç edilerek öldürüldüğü görüntüleri ve resimleri o medya kuruluşları büyük bir mutlulukla sansürlemeden, yaş sınırı gözetmeden yayınladılar. Libya'daki yamyamlaşmış halkın yaptıklarını, bizim medya kuruluşlarımız da aynı yamyamlılıkla sundular bize. Belki de bu yok oluşun büyük kapitalist devletler tarafından (özellikle Fransa, İngiltere ve İtalya) yönetildiğini düşünürsek, kapitalizme ses çıkarmayan ödleklerin veya çıkarcıların, sesini duyamamış olmamız çok normal bir durum. Zaten Libya'ya demokrasi değil, yeni gelen konseyle bu kapitalist devletlerin sömürmesinin gelmesi de ayrı bir konu.
Bir diğer duruma gelirsek eğer, ülkemizde maalesef son günlerde savaş ortamı gittikçe çıkılmaz bir hal alıyor. Artık ne demokrasi, ne anayasa, ne eşitlik kaldı elimizde. Uzun uzuna anlatmadan kısaca değerlendirme yaparsak; Diyarbakır Cezaevi'nde insanların makatlarına ve ağızlarına sokulan coplardan, taşmış kanalizasyonun üstünde süründürülen insanlardan, çıplak şekilde soğuk suya ve işkenceye maruz kalanlardan, tacize uğradan erkeklerden veya kadınlardan sonra bu sorun büyük bir hal aldı aslında. Ve aslında bu sorun burada başladı. Sonra köyler boşaltıldı, insanlar köylerine dönmesin diye o köyler yakıldı. İnsanlar yoksullaştırıldı, göçer hale yani mevsimlik işçi haline getirildi. Kürt demek ve Kürtçe dili yasaklandı. Kürt aydınları öldürüldü, köyler basıldı kadın, çocuk demeden sırf Kürt oldukları için öldürüldü. Kürtçe albüm yapmak isteyen Ahmet Kaya'ya çatallar fırlatıldı. Ovada siyaset yapanlar tutuklandı, hapsedildi. İşte bu olaylar yüzünden bu savaş başladı ve devam ediyor. Şimdiye gelirsek, devletin yaptığı hatalardan bahsetmişken bir de PKK'nın hatalarından bahsetmek gerekiyor kısaca sanırım. Evet, öldürülen her PKK'lı, Kürt halkının özbeöz evladıdır ancak öldürülen her asker de Türk halkının özbeöz evladıdır. PKK'nın yanlış yaptığı nokta işte tam da bu. Devletten öç alma niyeti veya demokrasiye ulaşma isteği artık özellikle bu yüzyılda silahla, savaşla yürümez. Askerin ölmesi devleti zor durumda bırakmaz aksine kan isteyen kan emicilerini çoğaltır. Devlet vatan sağolsun der, şehit ailesinin kesilmiş elektriğini açar, birkaç gün bu konuyu konuşur sonra unutturur. Geriye ağlayan anneler-babalar kalır.
İşte tam da bu noktada, 24 askerin ölmesinin ardından çok büyük bir üzüntü yaşıyorum ve kahroluyorum ancak içimizdeki yamyamlar da kan istiyor ve o kan durmadan akmaya başladı. Bilmem kaç PKK'lının ölmesi, o kanı emmek birilerine rahatlama hissi veriyor, bu bir gerçek ancak daha sonrasında ne olacağını düşünüyorsunuz? Her şey çözülmüş mü oluyor? Biz barış yapmazsak, bugün ETA'nın silah bırakmasındaki en büyük neden olan yeni demokratik anayasayı, özerkliği, dil hakkını, siyaset hakkını, alternatifleşmeyi sağlayamazsak nasıl ETA gibi bir hareketi PKK'dan bekleyebiliriz ki? Kürtler Türklerden kan istedikçe, Türkler Kürtlerden kan istedikçe neyi nasıl ve ne şekilde düzeltebiliriz? Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı bizimle birlikte savaşan, Güneydoğu'nun Türkiye'ye bağlanması için savaşan, Fransızları yenen ve yeni Türkiye'de yer alan bir halka özerklik vermek o kadar kötü bir durum teşkil etmemeli.
Aynı şekilde şu anda Van'da yaşanan büyük felakete karşın, "oh iyi oldu" diye tavır koyan, bundan mutluluk duyan, sevinç naraları atan yamyamlar da mevcut aramızda. Size iki durum sunmak istiyorum tam da bu noktada. Eğer bir Allah inancı varsa içinizde, "Hepimiz Havva'nın ve Adem'in güzel evlatlarıyız." Eğer bir inancınız yoksa ve hepimizin maymundan geldiğini düşünüyorsanız; maymunları şempanze, orangutan, makak diye ayırmak ne kadar saçmaysa, siz de insanları lütfen kökenlerine göre ayırmayın.
İnsan dediğimiz canlıyı hayvanlardan ayıran tek şey, düşünebilmesidir, medenileşebilmesidir. Ama bizler kökenimiz ne olursa olsun yamyamlaşırsak eğer, kan emmek istersek, diğer hayvanlardan hiçbir farkımız kalmaz. İnsanca yaşabilmek için, barışın beyaz bayrağını herkesin salladığı bir dünyayı görmek için hayvanca güdülerimizi bir kenara bırakmak ve düşünmeye başlamak gerekiyor.
Bir diğer duruma gelirsek eğer, ülkemizde maalesef son günlerde savaş ortamı gittikçe çıkılmaz bir hal alıyor. Artık ne demokrasi, ne anayasa, ne eşitlik kaldı elimizde. Uzun uzuna anlatmadan kısaca değerlendirme yaparsak; Diyarbakır Cezaevi'nde insanların makatlarına ve ağızlarına sokulan coplardan, taşmış kanalizasyonun üstünde süründürülen insanlardan, çıplak şekilde soğuk suya ve işkenceye maruz kalanlardan, tacize uğradan erkeklerden veya kadınlardan sonra bu sorun büyük bir hal aldı aslında. Ve aslında bu sorun burada başladı. Sonra köyler boşaltıldı, insanlar köylerine dönmesin diye o köyler yakıldı. İnsanlar yoksullaştırıldı, göçer hale yani mevsimlik işçi haline getirildi. Kürt demek ve Kürtçe dili yasaklandı. Kürt aydınları öldürüldü, köyler basıldı kadın, çocuk demeden sırf Kürt oldukları için öldürüldü. Kürtçe albüm yapmak isteyen Ahmet Kaya'ya çatallar fırlatıldı. Ovada siyaset yapanlar tutuklandı, hapsedildi. İşte bu olaylar yüzünden bu savaş başladı ve devam ediyor. Şimdiye gelirsek, devletin yaptığı hatalardan bahsetmişken bir de PKK'nın hatalarından bahsetmek gerekiyor kısaca sanırım. Evet, öldürülen her PKK'lı, Kürt halkının özbeöz evladıdır ancak öldürülen her asker de Türk halkının özbeöz evladıdır. PKK'nın yanlış yaptığı nokta işte tam da bu. Devletten öç alma niyeti veya demokrasiye ulaşma isteği artık özellikle bu yüzyılda silahla, savaşla yürümez. Askerin ölmesi devleti zor durumda bırakmaz aksine kan isteyen kan emicilerini çoğaltır. Devlet vatan sağolsun der, şehit ailesinin kesilmiş elektriğini açar, birkaç gün bu konuyu konuşur sonra unutturur. Geriye ağlayan anneler-babalar kalır.
İşte tam da bu noktada, 24 askerin ölmesinin ardından çok büyük bir üzüntü yaşıyorum ve kahroluyorum ancak içimizdeki yamyamlar da kan istiyor ve o kan durmadan akmaya başladı. Bilmem kaç PKK'lının ölmesi, o kanı emmek birilerine rahatlama hissi veriyor, bu bir gerçek ancak daha sonrasında ne olacağını düşünüyorsunuz? Her şey çözülmüş mü oluyor? Biz barış yapmazsak, bugün ETA'nın silah bırakmasındaki en büyük neden olan yeni demokratik anayasayı, özerkliği, dil hakkını, siyaset hakkını, alternatifleşmeyi sağlayamazsak nasıl ETA gibi bir hareketi PKK'dan bekleyebiliriz ki? Kürtler Türklerden kan istedikçe, Türkler Kürtlerden kan istedikçe neyi nasıl ve ne şekilde düzeltebiliriz? Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı bizimle birlikte savaşan, Güneydoğu'nun Türkiye'ye bağlanması için savaşan, Fransızları yenen ve yeni Türkiye'de yer alan bir halka özerklik vermek o kadar kötü bir durum teşkil etmemeli.
Aynı şekilde şu anda Van'da yaşanan büyük felakete karşın, "oh iyi oldu" diye tavır koyan, bundan mutluluk duyan, sevinç naraları atan yamyamlar da mevcut aramızda. Size iki durum sunmak istiyorum tam da bu noktada. Eğer bir Allah inancı varsa içinizde, "Hepimiz Havva'nın ve Adem'in güzel evlatlarıyız." Eğer bir inancınız yoksa ve hepimizin maymundan geldiğini düşünüyorsanız; maymunları şempanze, orangutan, makak diye ayırmak ne kadar saçmaysa, siz de insanları lütfen kökenlerine göre ayırmayın.
İnsan dediğimiz canlıyı hayvanlardan ayıran tek şey, düşünebilmesidir, medenileşebilmesidir. Ama bizler kökenimiz ne olursa olsun yamyamlaşırsak eğer, kan emmek istersek, diğer hayvanlardan hiçbir farkımız kalmaz. İnsanca yaşabilmek için, barışın beyaz bayrağını herkesin salladığı bir dünyayı görmek için hayvanca güdülerimizi bir kenara bırakmak ve düşünmeye başlamak gerekiyor.
22 Ağustos 2011 Pazartesi
Bir Duyarlılık Öyküsü: Barışın Anneleri
![]() |
| Barış Anneleri İnisiyatifi. |
Kürt sorunu yıllarımızı aldı götürdü bizden. Sadece yıllar da değil, ülkenin geleceği olacak genç beyinleri de. Hem askerlerden hem de Kürt PKK’lılardan bahsediyorum gelecek olarak. 80’li ve 90’lı yıllara baktığımızda bu sorunun çözülmesi o kadar zordu ki. Kürt demek bile suç teşkil ediyordu. Ancak Türkiye yıllar geçtikçe bir gelişim süreciyle birlikte Kürt demeyi öğrendi, Kürtçe televizyonu açtı, meclisteki Kürt temsilcileri artık rahatça konuşabildi. Tabi meclis dışındaki Kürt temsilcilerin de konuşamayıp, hapishanede yatmasını da göz ardı edemeyiz. Ama yine de yıllardır savaşla bitirilmeye çalışılan bu sorun, yavaş yavaş bir gelişmeyle farklı boyutlar kazanmaya başladı.
| Barış Anneleri canlı kalkan olarak hala sınır bölgesinde. |
Burada sadece devlet veya sadece PKK yanlış yaptı, onlar çözümü sağlatmadı demek kendine düşen görevleri yapmayıp suçu başkasına atmaktan başka bir şey değildir. Bugüne kadar hem devlet hem de PKK büyük hatalara düşmüştür. Devlet faili meçhul cinayetlerle, Kürtleri topraklarından sürerek, Kürt aydınlarını tutuklayarak ve susturarak, Kürt kadınlarını ve gençlerini kurşuna dizerek bu hataya düşmemiş midir? Çözümün yolu silah mıdır? Eski özel harekâtçı Ayhan Çarkın’ın itirafları devletimizin hatalarını bize daha çok açıklıyor. Aynı şekilde PKK da sorunun çözümünün askerin ölmesiyle olacağını düşünmüş, oysaki devletimiz “Vatan sağolsun” cümlesiyle kendi suçunu örtbas edip, bu büyük acılarla kendi halkını yalnız bırakmıştır. Ayrıca da Ekim 2010’da yapılan bir röportajdan bahsetmek istiyorum. Ertuğrul Mavioğlu’na konuşan Murat Karayılan aynen şu cümleleri sarf etmiştir: “Devlet bizi yenemeyecek ama biz de devleti yenemeyeceğimizi artık anladık.” Yani bu savaşın bir galibi olamayacağını bize söylüyor. Oysaki hala bu savaş devam ediyor. Gazetelerimiz sağolsun bize savaşın sona ermesi gerektiğini söylemek yerine birilerini vatan haini, katil ilan ediyor. Savaşın diliyle konuşuyor yani. Yıllardır yapılan savaşın, sınır ötesi operasyonların bir işe yaramadığını her nedense yazamıyor. Ama bu ortamda bile güzel şeyler olmuyor değil. Örneğin; Barış Anneleri İnisiyatifi.
| Beyaz tülbent bırakarak operasyonların bitmesini istediler. |
Çocuklarını, kocalarını kaybetmiş ve bu savaşta en çok ağlamış olan Kürt anneleri hem PKK’nın hem devletin bu operasyonları durdurması için sıfır noktasına yani sınıra gidip, bize barışın ne olduğunu hatırlatmıştır. Bu ülke toprakları üzerinde yaşayan halkların kadınlarının ne kadar cesur ve özel olduğunu bize hatırlatan hikâyelere bir yenisi daha eklendi sayelerinde. Size açıklamalarından birkaç cümleyi aktarmak istiyorum bu noktada: “Biz savaş istemiyoruz. Biz burada asker annelerine de sesleniyoruz; gelsinler bizimle birlikte olsunlar. Ne bir asker annesi ne de bir gerilla annesi ağlamasın artık. Asker de bizim çocuğumuz, dağdaki insanlar da bizim çocuğumuz. Bu mübarek ramazan ayında bu kadar Müslüman öldürülüyor. Bu kadar asker öldürülüyor. Başbakan bu savaşı durdursun artık.” Ayrıca da Çukurca’da 8 askerin ve 1 korucunun öldüğü yerde de şu açıklamayı yaptılar: “Biz Kürt anneleri olarak bombaların patladığı yerdeyiz. Keşke askerlerin yerine bizim cesetlerimiz burada olsaydı. Sayın Başbakanıma sesleniyorum; annelerin gözyaşlarını dindir. Gel bu kanı durdur. Hem bu saldırıyı hem de TSK’nın Kuzey Irak’taki kamplara yaptığı hava harekâtını kınıyoruz.” ve “Eskiden aşiretler arasında kavga çıktığında kadınların beyaz başörtülerini önlerine attıklarında kavgalar dururdu. Biz de beyaz tülbentlerimizi Başbakan Erdoğan’ın önüne atıyoruz. Artık bu kan bir an önce bitmeli, tüm anneler artık ağlamamalı.”
Son cümleden başlamak gerekirse başörtüsünün atılması özellikle doğu bölgesinde kavgaların, savaşların bitmesi için son sözdür. Kadın isterse o anda bu kavgayı bitirebilir. Kocalarının, çocuklarının anlaşamadığı bir ortamda anneler son sözü söyleme hakkını çok güzelce bir şekilde kullanıyorlar. Eğer asker anneleri de bu duyarlılıkla ve milliyetçilik söyleminden uzaklaşırlarsa erkeklerin oluşturamadığı bir barışı gözü yaşlı annelerimiz bize sağlayacaktır.
Bu noktada hem devletin hem de PKK’nın yapması gereken birçok şey var aslında. Devletin operasyonları durdurması, Kürt aydınlarını düşündükleri için tutuklamak yerine serbest bırakması, konuşmaya başlaması gerekir. Aynı şekilde PKK’nın da geri plana çekilip, BDP’nin barış için daha ön planda olması gerekiyor. Tabi bunun için PKK’nın ateşkes edip, devletin de BDP’yi sorunun çözümü için muhatap alması gerekiyor. Yoksa ramazan ayının bitmesiyle başlayacak kara operasyonlarıyla ve özel harekâtçı polislerin eline ağır silahlar ve zırhlı araçların verilmesiyle birlikte daha çok askerin ve PKK’lı Kürt gençlerinin ölmesine neden olunacaktır. Bunun yanında Kürt kelimesinin, Kürtlerin, Kürtçenin hem devletçe hem de medyaca baskıya uğraması kaçınılmaz olacaktır bu yanlış devlet politikalarıyla. Onun için bu kadar yürekli ve barışın diliyle konuşacak barışın annelerine, çocuklarına, kocalarına yani tek bir terimde toplamak gerekirse Barışın İnsanlarına çok ihtiyacımız var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


