Kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2011 Pazar

BDP'nin Siyasetsizliği

Özellikle bu seçimlerdeki bazı adaylarıyla heyecan yaratan ve özgürleşme yönünde(kendi siyaset yapısı içerisinde) büyük bir adım attığını düşündüğüm ve beklenti içerisine girdiğim bir partiydi bdp. Fakat seçimden bu yana yaşadığımız olaylar karşısındaki siyasetsizliği bdp'nin özgür olmadığını, olamadığını, korktuğunu göstermektedir.

Silahsızlanma sürecinin bitmesi ve başlaması yönündeki emarelerin arttığı dönemlerde nedense koyu bir siyasetsizliğe sürüklenmekte bdp, onların yerine pkk'nın yönetici kadroları fikir beyan etmekte icraat göstermekte ve muhattap alınmaktadır. Zira bdp kürt halkının temsilcisi olduğu iddiasında iken böylesine kritik dönemlerde bayrağını pkk'ya devretmesiyle bu noktada kendisini çözümün anahtarı olmaktan çok uzağa taşımaktadır.

Bunun yanında Abdullah Öcalan'ın dinlenmesi konusunda fikirler beyan etmiştir. Eğer ki kendini 80 darbesinden bu yana tahammülsüz çileler çeken Kürt halkının özgürleşmesini sağlayacak merci olarak gören bir parti Öcalan'ı muhatap almaya çağırıyor ise devleti, burada büyük bir siyasetsizlik vardır. Öcalan tüm sorunları şiddetle çözebileceğini zanneden bir örgüt lideridir. Öcalan net fikirleri olmayan liderlik vasıfları zayıf ve sözlerinin fikirlerinin tutarsızlığı ile Kürt halkının önderi olamayacak onları özgürleştiremeyecek bir şahıstır. Bunun için en basit örnek kemalizm üzerine söylemleridir. Kaldı ki bunun yanında şiddetten yakınan bir örgüt olup çözümü salt şiddetle arayan bir örgüt liderini muhatap kabul ettirmeye çalışmak başlı başına bir tutarsızlıktır.

Demokrasiyi ve özgürlüğü ağzından düşürmeyen bdp vekilleri öldürülen Hikmet Fidan'ın neden arkasında durmamıştır? Neden onun peşine düşmemiştir ya da aralarına almamıştır? Bu cinayete neden karşı çıkamamıştır? Neden Kemal Burkay gibi isimlerle ortak çalışmalarda bulunmamış yahut bulunamamıştır?

Tutarsızlıklarının yanı sıra siyasetsizlik noktasına da değinmekte fayda mevcuttur. Her fırsatta birbirinden farklı özerklik yapıları ve dünyadan terör örnekleri dışında tek bir yeni düşünce ortaya koyamamış, kendilerince meşru olmayan Kürt halkını meşrulaştırabilecek hiç bir pozitif katkıda bulunmamışlardır. Bir yanda anaları gösterip silahlar sussun demiş diğer yandan Öcalan dinlensin demiştir. Bdp tarafından verilen en meşhur örnek ise; dünyada hiç bir terör örgütü silahla bitmemiştir. Madem solcu bir parti addediyorsunuz kendinizi madem eşitlikçi, gerçekçi ve objektif bakış açısını benimsiyorsunuz peki o zaman neden bu örneğinizin diğer boyutunu gözler önüne sermekten çekiniyorsunuz; dünyada hiç bir terör örgütü silahla zafer kazanamamıştır.

Yaratıcılık ve aktivizm noktasında da oldukça yetersiz gözükmektedir bdp. Son kullanma tarihi geçmiş; oturma eylemleri, sivil itaatsizlik, parti toplantısında özerklik ilan etmek gibi partiyi komik duruma düşüren ve ciddiye alınmaktan uzak noktaya düşüren unsurlarda kullanılmıştır.

Kürt kültürünün korunmasından bahsederken, bunun için hangi destekte hangi yaratıcı eylemde hangi yenilikçi bakış açısında bulunulmuştur? Kürt eserlerinin türkçeye çevrilmesinde darbe öncesi Kürt hareketlerinin anlatılmasında ne gibi katkı ve desteklerde bulunulmuştur?

Kürt hareketini, darbe sonrası imiş gibi göstermek bir anlamda pkk ile yapışık göstermek Kürt halkını yanıltmak değildir de nedir? Bu zamana kadar statükodan en çok cefayı çeken Kürt halkını oyalamak ve statüko oyuncağı yapmak değildir de nedir? Tek çatı altında giriyoruz seçime birleşiyoruz yalanını söylerken terör karşıtı Kürt düşünürlerini ya da yapılanmalarının yok edilmesini sümen altı etmek hangi vicdana sığar? Pkk yapılanması ses getirmeye başladığı esnada 11 adet Kürt siyasi hareketinin ortak bildiri yayınladığı, 'silah çözüm değildir.' fikrindeki metni halkından saklamak dile getirmemek barışın nesine katkıdır? En önemlisi yürekli olarak korkmadan ne terörün ne de devletin oyuncağı olmadan halkını düşünen yahut barışı düşünen yenilikçi siyaset yapan tek bir üye bulunmamaktadır bdp içerisinde.

Bir Türk olarak Kürt halkının temsilcisinin bdp olarak lanse edilmesinden derin bir üzüntü duymaktayım. Kültür korunsun, tek tipleştirme ve asimilasyon bitsin derken diğer tarafta karşıt sesin kanla susturulması kültürün dile getirildiği kadar önemsenmemesi. Bdp'yi çözümden çok paranın, silahın, bölge güçlerinin oyuncağı yapmaktadır. Devlet tarafından öldürülen Kürtlerin bir kezde umutlarını kendi içlerinden çıkanlar öldürmektedir.

10 Ekim 2011 Pazartesi

KCK nedir?


Basitçe KCK Örgüt Şeması



KCK davası yaklaşık bir yıl önce 18 ekim 2010'da 103'ü tutuklu 152 sanığıyla başladı. BDP kanadından yükselen sözlerde Ergenekon'un aynısı, içi boş bir dava Kürt aydınlarının ve siyasilerinin yok edilmesi olarak lanse edilmekte, karşı tarafta ise PKK'nın kökünü kurutmak amaçlı olduğu söylenmektedir. Fakat iddaname açıklandıktan ve PKK'nın kendi tüzüğünde çekinmeden açıkladığı maddelerden sonra davanın pekte boş olmadığı gözükmektedir. KCK'nın, bir çok faaliyette bulunan ve PKK'nın şehir içine işlemeye başlayan bir yapısı olduğu ortaya çıkarıldı. Fakat pek tabii her Kürt aydını, her aktivist ve her il meclis üyesi bu yapılanmanın bir parçası oluyor demek değildir. Yine mağduriyet aynı noktada orataya çıkıyor. Asıl soru KCK 2007'de kurulmuşken devlet müdahale etmek için neden 2009'u bekledi? Kimilerince yaratılmaya çalışılan barış ortamına hizmet için dokunulmadı kimilerine göreyse BDP'yi sıkıştırmak ve Kürtleri zora sokmak için. Ancak PKK'nın da yayınladığı örgüt şemasını paylaşmakta fayda var KCK'nın ne olduğunu anlayabilmek için.




Orjinal Olan KCK Örgütü Şeması

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Bir Duyarlılık Öyküsü: Barışın Anneleri


Barış Anneleri İnisiyatifi.

Kürt sorunu yıllarımızı aldı götürdü bizden. Sadece yıllar da değil, ülkenin geleceği olacak genç beyinleri de. Hem askerlerden hem de Kürt PKK’lılardan bahsediyorum gelecek olarak. 80’li ve 90’lı yıllara baktığımızda bu sorunun çözülmesi o kadar zordu ki. Kürt demek bile suç teşkil ediyordu. Ancak Türkiye yıllar geçtikçe bir gelişim süreciyle birlikte Kürt demeyi öğrendi, Kürtçe televizyonu açtı, meclisteki Kürt temsilcileri artık rahatça konuşabildi. Tabi meclis dışındaki Kürt temsilcilerin de konuşamayıp, hapishanede yatmasını da göz ardı edemeyiz. Ama yine de yıllardır savaşla bitirilmeye çalışılan bu sorun, yavaş yavaş bir gelişmeyle farklı boyutlar kazanmaya başladı.

Barış Anneleri canlı kalkan olarak hala sınır bölgesinde.
Burada sadece devlet veya sadece PKK yanlış yaptı, onlar çözümü sağlatmadı demek kendine düşen görevleri yapmayıp suçu başkasına atmaktan başka bir şey değildir. Bugüne kadar hem devlet hem de PKK büyük hatalara düşmüştür. Devlet faili meçhul cinayetlerle, Kürtleri topraklarından sürerek, Kürt aydınlarını tutuklayarak ve susturarak, Kürt kadınlarını ve gençlerini kurşuna dizerek bu hataya düşmemiş midir? Çözümün yolu silah mıdır? Eski özel harekâtçı Ayhan Çarkın’ın itirafları devletimizin hatalarını bize daha çok açıklıyor. Aynı şekilde PKK da sorunun çözümünün askerin ölmesiyle olacağını düşünmüş, oysaki devletimiz “Vatan sağolsun” cümlesiyle kendi suçunu örtbas edip, bu büyük acılarla kendi halkını yalnız bırakmıştır. Ayrıca da Ekim 2010’da yapılan bir röportajdan bahsetmek istiyorum. Ertuğrul Mavioğlu’na konuşan Murat Karayılan aynen şu cümleleri sarf etmiştir: Devlet bizi yenemeyecek ama biz de devleti yenemeyeceğimizi artık anladık.” Yani bu savaşın bir galibi olamayacağını bize söylüyor. Oysaki hala bu savaş devam ediyor. Gazetelerimiz sağolsun bize savaşın sona ermesi gerektiğini söylemek yerine birilerini vatan haini, katil ilan ediyor. Savaşın diliyle konuşuyor yani. Yıllardır yapılan savaşın, sınır ötesi operasyonların bir işe yaramadığını her nedense yazamıyor. Ama bu ortamda bile güzel şeyler olmuyor değil. Örneğin; Barış Anneleri İnisiyatifi.

Beyaz tülbent bırakarak operasyonların bitmesini istediler.
Çocuklarını, kocalarını kaybetmiş ve bu savaşta en çok ağlamış olan Kürt anneleri hem PKK’nın hem devletin bu operasyonları durdurması için sıfır noktasına yani sınıra gidip, bize barışın ne olduğunu hatırlatmıştır. Bu ülke toprakları üzerinde yaşayan halkların kadınlarının ne kadar cesur ve özel olduğunu bize hatırlatan hikâyelere bir yenisi daha eklendi sayelerinde. Size açıklamalarından birkaç cümleyi aktarmak istiyorum bu noktada: “Biz savaş istemiyoruz. Biz burada asker annelerine de sesleniyoruz; gelsinler bizimle birlikte olsunlar. Ne bir asker annesi ne de bir gerilla annesi ağlamasın artık. Asker de bizim çocuğumuz, dağdaki insanlar da bizim çocuğumuz. Bu mübarek ramazan ayında bu kadar Müslüman öldürülüyor. Bu kadar asker öldürülüyor. Başbakan bu savaşı durdursun artık.Ayrıca da Çukurca’da 8 askerin ve 1 korucunun öldüğü yerde de şu açıklamayı yaptılar: “Biz Kürt anneleri olarak bombaların patladığı yerdeyiz. Keşke askerlerin yerine bizim cesetlerimiz burada olsaydı. Sayın Başbakanıma sesleniyorum; annelerin gözyaşlarını dindir. Gel bu kanı durdur. Hem bu saldırıyı hem de TSK’nın Kuzey Irak’taki kamplara yaptığı hava harekâtını kınıyoruz.” ve Eskiden aşiretler arasında kavga çıktığında kadınların beyaz başörtülerini önlerine attıklarında kavgalar dururdu. Biz de beyaz tülbentlerimizi Başbakan Erdoğan’ın önüne atıyoruz. Artık bu kan bir an önce bitmeli, tüm anneler artık ağlamamalı.”
  
Son cümleden başlamak gerekirse başörtüsünün atılması özellikle doğu bölgesinde kavgaların, savaşların bitmesi için son sözdür. Kadın isterse o anda bu kavgayı bitirebilir. Kocalarının, çocuklarının anlaşamadığı bir ortamda anneler son sözü söyleme hakkını çok güzelce bir şekilde kullanıyorlar. Eğer asker anneleri de bu duyarlılıkla ve milliyetçilik söyleminden uzaklaşırlarsa erkeklerin oluşturamadığı bir barışı gözü yaşlı annelerimiz bize sağlayacaktır.

Bu noktada hem devletin hem de PKK’nın yapması gereken birçok şey var aslında. Devletin operasyonları durdurması, Kürt aydınlarını düşündükleri için tutuklamak yerine serbest bırakması, konuşmaya başlaması gerekir. Aynı şekilde PKK’nın da geri plana çekilip, BDP’nin barış için daha ön planda olması gerekiyor. Tabi bunun için PKK’nın ateşkes edip, devletin de BDP’yi sorunun çözümü için muhatap alması gerekiyor. Yoksa ramazan ayının bitmesiyle başlayacak kara operasyonlarıyla ve özel harekâtçı polislerin eline ağır silahlar ve zırhlı araçların verilmesiyle birlikte daha çok askerin ve PKK’lı Kürt gençlerinin ölmesine neden olunacaktır. Bunun yanında Kürt kelimesinin, Kürtlerin, Kürtçenin hem devletçe hem de medyaca baskıya uğraması kaçınılmaz olacaktır bu yanlış devlet politikalarıyla. Onun için bu kadar yürekli ve barışın diliyle konuşacak barışın annelerine, çocuklarına, kocalarına yani tek bir terimde toplamak gerekirse Barışın İnsanlarına çok ihtiyacımız var.

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Kullanılan Çocuklar ve Benim Türklüğüm

Kullanılan çocuklar

Size bu yazıda iki farklı ama bir o kadar da benzer çocukları yazacağım. Bu çocuklar resimde de görüldüğü gibi sol tarafta, babası ile Türk bayraklarının dalgalandığı bir mitinge gitmiş ve de o mitingi renklendirmiş çocuklar ile sağ tarafta, taş atan, vatan haini, birilerinin sokağa saldığı çocuklar. 


Eğer bir miting, devletin işine geliyorsa ve mitingde Türk bayrakları dalgalanıyorsa emin olun o mitingdeki çocuklar, o mitingi renklendiriyor ama devlete başkaldırılan başka bir eylemde çocuklar sokağa salınmış oluyor. Soldaki resim için çocuk babasıyla mitinge gitmiş ne var bunda diyebilirsiniz. Ve o çocuk belki de –babasından gördüğü için ve babasına özendiği için– gerçekten o duyguları paylaşıyor olabilir. Ama aynı şeyler sağdaki resimde de varken –hatta onun ötesinde dilini yasaklamaya çalışan devlete öfke de var– o resimdeki çocuklar hür iradelerini kullanamıyor da birileri sokağa zorla çıkartmış oluyor. Evet, birileri sokakta eylem yapmasını söylüyor o çocuklara ve o çocukları tabir yerindeyse gaza da getiriyor olabilirler. Ama o çocuklar da o savaş ortamında büyürken, okulda kendi dilinin yasaklandığını görürken, bilmediği bir dilde o dili bilen çocuklarla eğitimde yarışması istenirken, eğitim açısından 3-4 yıl geriden gelirken, ailesinden veya komşularından birilerinin öldürüldüğünü seyrederken emin olun o sokağa kendi istekleriyle de çıkıyorlar.


Türk milliyetçilerine bir fanteziden giderek başka bir dünya kurgulamak istiyorum. Düşünelim ki atalarımız Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmemiş ve Çin’i yenen o büyük kahramanlarımız hiç doğmamış; bu durumda da Çin’in esareti altına girmişiz. Bu Çin devleti biz köylerimizde ve şehirlerimizde kendi dilimizde konuşmamıza rağmen ve Çince bilmememize rağmen bizi asimile etmek için Türkçe’nin içinde olmadığı bir eğitime zorluyor. İlk önce öğrenmesi yıllar alan Çince’yi öğrenip sonra da o eğitim sisteminde Çinlileri geçmemiz gerekiyor. İşte o durumda bizim cesur milliyetçilerimiz neler düşünürdü?


Yanlış anlaşılmasın sokakta taş atan çocukları savunmuyorum ama o taraftaki isyana bir ışık tutmak istiyorum. Benim Türklüğüm insanları kendi kökenlerinden koparmayı istemiyor. Benim Türklüğüm sokaktaki çocukları anlıyor ve başka bir dünyanın mümkün olması gerektiğini söylüyor. Benim Türklüğüm diğer dünyada taş atan çocuklar yerine eli kalem tutan ve oyun oynamayı seven çocukları düşlüyor. Çocuklar o yaşta milliyetçi veya sosyalist; Kürt veya Türk olduklarını hissedebilirler ancak hiçbir kulvarda kullanılmasınlar. İlkokul seviyesindeki bir çocuğun İstiklal Marşı’nın 10 kıtasını ezberlemesine ve özel bir gecede o duyguyu aktararak söylemesine ne kadar sinir oluyorsam bu dünyada çocukların elindeki taşa da o kadar sinir oluyorum. Hemen bazılarımız İstiklal Marşı’na da mı karşısın diye çıkışabilir. Ama ben marşa değil, o küçük çocukların günümüze göre ağır dille yazılmış olan ve anlamadıkları bir metinden duygu sömürüsü yapılmasına karşıyım. Her iki tarafta da çocukların da istekli olmasına rağmen çocukların kullanıldığı apaçık ortadadır.


Taşla, sopayla devletin “Vatan sağolsun!” mantığının değişmeyeceği belliyken, ilk önce değişimi zihinlerimizde yapmamız aşikârdır. Çocukları kendi oyunlarıyla yalnız bırakıp, onlara hissettirmeden artık bu büyük sorunu çözmeliyiz. Ve tabi ki çocukları kullanmadan da.