Yaklaşık olarak 1950'lerin ortalarından beri süre gelen Amerika her yerde tribinin artık sadece Amerika'dan ibaret olmadığını anlatmak için uykumun kaçtığı bu abes saatte yazıyorum. Herkesçe malum Amerika'nın dünyaya yaptıkları.. Bunları tanımlamak için kısaca 'emperyalizm' terimi kullanılıyor. Kelimenin şatafatına ve söyleme zorluğuna aldanmayın açıklaması dümdüz bir sömürgeciliktir. Latin Amerika, Afrika, Orta Doğu, Endonezya, Tayland vb. bölgelerde daha doğrusu stratejik konumu olan, fakir, yozlaşmaya müsait, petrol ve su rezervi olan her yerde Amerika durmaksızın faaliyette. Bildiğimiz üzere illegal bir faaliyette. Bu noktada Amerika özeline biraz değinmek istiyorum kafanızdaki bol çinli soru işaretlerine açıklık getirmeden önce.
Yıllardan beri süre gelmiş bir Anti-amerikan görüş mevcut yeryüzünde. E haklı olarak. Fakat bu nefretin uygulanacağı yer ve uygulanış şekli ısrarla yanlış kanalize edilmekte ve bu yollada eşitlik arayan felsefelerin(komünizm ve sosyalizm en bilinenleriyle) uygulandığı ülkeler kaybetmekte düzene mahkum olmaktadır. Bahsettiğim yanlış Amerika'nın yaptıklarından doğan nefretin Amerika halkına yöneltilmesi. Diyeceksiniz ki tek tek gidip Amerikalıya nefret gösteren yok. Doğru ancak bir ülkeden nefret etmek o ülkenin bayrağından aynı zamanda değerlerinden ve o değerlerin oluşturduğu halktan nefret etmektir. Buda çoğu cahil ve aptallaştırılmış bir toplumun mevcut iktidarına daha da sıkı sıkıya sarılmasına sebebiyet vermektedir. Yani kah rol suğn ağ meğ riğ kağ kah rol suğn em per yağ liğzim nidalarıyla muazzam bir açmaz ve beyin tıkanmasına gidildiği aşikardır. Bu noktada nefretin yöneltilmesi gereken şirketler ve onlarla iç içe girmiş hükümetlerdir. Bu önemli ve ince ayrıntı Amerika'nın 50 yıldır istisnasız tek güç olmasına sebebiyet vermiştir..
Taa ki 2000'li yıllara kadar! Ne mi oldu? Çin sahneye çıktı! Hali hazırda 7 milyar dolarlık A.B.D borç hisselerine sahip olan bu Uzak Doğu ülkesi borçlarını tahsil etme yoluna gidip Amerika'yı iflasa sürüklemek yerine onunla bir kedi-fare oyununa girerek, petrol piyasasına bodoslama dalmıştır. 2006 yılında Nijerya ve bazı Orta Doğu ülkelerinde yaptıkları amerikan vari anlaşmalarla ucuza petrol yahut şiddetle takas petrolü ithal etmiştir vatandaşlarına. Hatta soğuk savaş döneminin Rusyası konumuna gelmiştir zira Shell ve British Petroluem gibi petrol şirketlerine düzenlenen 'sözde' terörist saldırılar Çin'in temin ettiği silahlarla olmuştur.
Gördüğünüz gibi Çin Amerika'nın gölgesinde ve ona yağan nefretin arkasına saklanarak onun rolünü oynamaktadır ve bu sayede şiddetin hedefi olmaktan kurtulmaktadır. İki paragraf evvel Amerika'yı neden açtığımı sorucaksınız bana.. Cevabı basit Çin Amerika'nın izlediği emperyalist yolu izlemekte yani Amerika kahrolsa da rotaya geçicek olan ülke Çin olacak. Bu yüzden nefretin ülke, bayrak, değer ve millete değil çokuluslu şirket ve onların kucağında oturan hükümetlere yönelmesi hayati önem taşımaktadır.
ETİKETLER
Orta Doğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Orta Doğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Ağustos 2011 Perşembe
3 Ağustos 2011 Çarşamba
Günde 1 dolara çalışmak mı!?
![]() |
| Hindistan'dan Bir Sweatshop Görüntüsü |
Sweatshop.. Bu terimin kökeni 1830lara kadar gitmektedir. Hani köle ticaretinin olduğu dönemler ve yaşadığımız 2011 yılına geldiğimizde hala bu terimin güncelliğini koruyor olması bize 'tarih' derslerimizde ezberci bir şekilde verildiği gibi köleliğin hiçte bitmediğini gösteriyor. Sweatshop teriminin açılımına gelirsek; insanlık dışı şartlar altında, günde 18 saate varan mesailerle, insan emeğinin istismar edildiği ve çoğunluğu reşit olmayan çocukların oluşturduğu sağlıksız iş yerleridir.
Nerede oluyor bu sweatshop diye soracak olursanız, Latin Amerika, Hindistan, Orta Doğu, Afrika gibi bölgelerde şehirleşmenin az olduğu veya şehirdışına taşınmış fabrikalarda.
2000 yılını hatırlayanlarımız hafızalarını birazcık zorlarsa Nike'ın başına gelen işleri anımsayacaktır. Bir birikimin patlaması olarak eylemler ve tepkiler Nike'ın başına kabak gibi patlamıştı. Nike işçilerini günde 1.25 dolara çalıştırmaktaydı. Diyeceksiniz allahın köyünde günde 1.25 dolar yaşamaya yetiyordur. Ancak kazın ayağı öyle değil, konuşulan işçiler dişlerimizi fırçalamak yada sabun ihtiyacımızı gidermek istediğimizde o günkü yemek hakkımızdan vazgeçmemiz gerekmekte. Ayrıca aldığımız 1.25 dolara iki küçük porsiyon sebzeli pirinç lapası ve birkaç muz alınabiliyor demektedirler. Nike'ın yıllık bütçesinden reklama ayırdığı oran %13'tür. Acı bir tebessüme sebebiyet vericek bir oransa Nike'ın yıllık bütçesinin %7'si ile bütün işçilerinin hayat şartlarını insani düzeye taşıyabilecek olmasıdır. Nike'ın reklama ne kadar az ihtiyacı olduğunaysa tüm tüketiciler olarak hepimiz şahidizdir.
Bir nike işçisi gibi yaşadığınızı hayal etmeye çalışın;
"Yirmili yaşlarda bir yetişkinsiniz ve haftanın altı günü bazen pazarları da sabah 8'den akşam 8'e kadar çalışıyorsunuz. Bu süreye işe gitmek için hazırlanmak, gidiş ve dönüş için harcanan vakit dahil değil. Bir arkadaşın doğum gününü kutlamak için paranız yok. İki yıldan beri kendinize giyecek yeni bir şey almamışsınız. Fazla giyeceğiniz yok ve sabah üstünüze geçirdiğiniz her şey günün sonunda gözle görülür derecede kirlenmiş oluyor. İşten döndüğünüzde 30 ila 45 dakikanızı çamaşırlarınız elde yıkamaya harcamanız gerekiyor. Radyo almaya paranız, televizyon edinmeye düş gücünüz yetmiyor. Kadınsanız adet görürken bile herkes gibi günde iki kez verilen tuvalet molasına uymak zorundasınız; bu nedenle de pantolonunuzdaki kan lekelerinin gözükmemesi için uzun etekli bir gömlek giyiyor ve ya belinize bir şal bağlıyorsunuz. Yorgunluktan bitiksiniz, kemikleriniz sızlıyor. Sesinizi yükseltmeye korkuyorsunuz, çünkü işinizi kaybedersiniz. Ve hizmet ettiğiniz çokuluslu şirket dünyaya ciddi değişiklikler yaptığını, müşterilerinin dert edinmesi gereken bir şey olmadığını ilan ediyor."
Bu paragrafı okuyup içi sızlamayan yahut kendini yerine koyup haksızlıktan içi kabarmayan bir insan evladının olabileceğini düşünemiyorum. Diyeceksiniz ki başka yerlerde çalışsınlar; bu çokuluslu şirketler fabrika açtıkları yerlerde rekabete izin vermeyecek devletin üst kademelerinde çıkarılan yasalarla korunmakta ve işçileri uzun süreli anlaşmalarla kendilerine bağlamaktadırlar.
![]() |
| Sweatshop Protestosu İçin Hazırlanan Bir Resim |
Son olarak bu sadece Nike markasıyla kalmamaktadır. Tespit edilen markalar arasında; Adidas, Reebok, The Gap, Old Navy, Tommy Hilfigher, Polo, Ralph Lauren, Lotto, Nike, Fila, Levi's bulunmakta.
Etrafınıza bir bakın ,belki de aynaya, hangimiz bu markaların hiç birini bile almadık hatta bazılarımız bunları üstüne geçirip işlenen insanlık suçuna destek verdiğini anlayamayıp göğsünü gere gere dolaştı kendini bu markaları giymeyenlerden üstün zannetti yada hangimiz bu markaları çılgınca almak için allahın sıcağında dükkan dükkan dolaşmadı?
Mevcut düzende daha öncede söylediğim gibi boykot zor bir çözüm fakat alırken dikkat etmek, daha az tercih etmek ve de en azından bu firmalara birer mail atarak yada bu firmaları protesto eden örgütlere destek verip tavrımızı koyarak elimizden gelenin en çoğunu vermek bir insanlık borcudur!
ne ile ilgili:
Adidas,
Afrika,
Dünya,
Hindistan,
ilkan,
İnsanlık Suçları,
Latin Amerika,
Levi's,
Nike,
Nike İşçisi,
Orta Doğu,
Polo,
Reebok,
shop,
Sweat,
The Gap,
Tommy Hilfigher
25 Temmuz 2011 Pazartesi
Zahiri İsyanlar
![]() |
| Kuzey Afrika ve Orta Doğu'da isyanların yaşandığı ülkeler |
Kuzey Afrika ve bir kısım Orta Doğu ülkelerinde yaklaşık 6 ay kadar önce çıkmış, BBC ve CNN International kanallarının adeta bahar müjdesi gibi servis ettiği ayaklanmalar zinciridir. İlk gördüğümüz anda hepimizin iktidara karşıysa tamam halk bağımsızlığını kazanıyor diyerek tebessüm ettiğimiz ve bir miktarda da tatminkarlık hissettiğimiz durumdur. Fakat olayların asıl yüzünün 'sunulduğu' gibi olmadığı iki ülke özelinde ayyuka çıkmıştır. Kimdir bu ülkeler? Neden bu ayaklanma bahsedildiği gibi özgürleşme ayaklanması değildir onca can kaybına rağmen?
Bu ülkeler ayaklanmanın ilk yaşandığı ülkelerden biri olan Mısır ve kanserli bir hücreye dönen Libya'dır.
Libya'ya yapılan müdahalede A.B.D ve Nato birlikte hareket etmiştir. Deklare ettikleri amaç; isyan eden halkın yanında yer alıp rezil seks düşkünü sadist diktatör Muammar Gaddafi'yi yerinden etmek. Böylelikle Libya'da demokrasi çağını başlatmak. Tabii silahlı müdahalelerin yanında başka yaptırımlarla da Gaddafi'yi köşeye sıkıştırmak amaçlanmıştır. Bunların en önemlileri; offshore bankacılıkla aklanan paraların yasallaştırıldığı 2. durak olan İsviçre'deki Gaddafi hesaplarının dondurulması ve yakalanma talebi çıkarılmasıdır. Bu noktada hayli ilginç bir ironi dikkat çekmektedir. Bu ironi dünyanın dört bir yanında terörist hareketlere; aklanan paralarla verilen desteğin yanında bizzat kurdukları, başına 2 mayıs tarihinde öldürdükleri Usame Bin Ladin'i geçirdikleri el-Kaide de dahil olmak üzere A.B.D ve bir kısım Avrupa ülkelerinin verdiği destektir. Bir yanda kalkıp diyeceksiniz ki biz Libya'daki masum halkın sesine kulak veriyoruz ve onlara yardım elimizi uzatıyoruz diğer yanda ise aynı masumluktaki insan kitlelerini hedef alan teröre tam destek verip bir de bu mecradan kar elde edeceksiniz. BBC ve CNN International kanallarının desteğiylede bunu cici bir şekilde yutturacaksınız. Bu esnada her zamanki beceriksizliği ve kayıtsızlığıyla halkı kışkırtıp örgütlemeye çalışırken yakalanan MI6 ve CIA ajanlarınıda akıldan çıkarmamakta fayda var.
Mısır'daki durumsa; devrilen Hüsnü Mübarek'in ardından ülke yönetimine ordunun başındaki Muhammed Hüseyin Tantavi'nin gelmiş olmasıdır her ne kadar geçici süreylede olsa. Aynı antidemokratik rejim sürmektedir. Kaldı ki Mübarek devrildikten sonra çıkan hıristiyan katliamları önü alınamaz bir noktaya gelmiştir. Tarih sürecinde hiç bir yozlaşmamış yahut güdümlü olmayan devrim arayışı zulüm uygulamamıştır. Sebebiyse devrim ayaklanmalarının parolaları olan; herkes için eşitlik, herkes için adalet, herkes için barıştır. Mısır'da yaşanan zulümse belli kanallar tarafından lanse edilen devrim arayışına temelden aykırıdır.
Bu noktada Irak özeline değinmek farklı bir bakış açısını açabilir. Amerika'nın bu coğrafyaya ilk müdahalesi(Dünya Savaşları dışında) 1953 yılına denk gelmektedir. Halkın büyük bir desteğiyle devletin başına gelen ve ilk iş olarak Irak petrollerini millileştiren Muhammed Musaddık'ı devirmek ilk vukuat olarak tarihe geçmiştir. Bu işi ise 26. A.B.D başkanı Theodore Roosevelt'in torunu Kermit Roosevelt üstlenmiştir. Halkın arasına girip onları yavaş yavaş kışkırtmış ve ayaklanma çıkarmıştır. Bu sayede reformist Muhammed Musaddık devrilmiş ve yerine petrolü tekrar A.B.D güdümüne sokan Şah Rıza Muhammed Pehlevi getirilmiştir. Bu darbeyi 4 ağustos 2009 tarihinde mevcut A.B.D başkanı Barack Obama itiraf etmiştir. Ancak bu şekilde müdahalelerde yakalanma riski büyük bir infiale sebebiyet vereceği için sistem değiştirilerek ekonomik tetikçi devrine geçilmiştir. Ekonomik tetikçiler, özel araştırma şirketlerine danışmanlıkta bulunan şahıslardır. Bu danışmanlar mühendislik ve enerji şirketlerinin gelişmemiş ülkelerdeki yatırımlarına öncülük eder. Devlet başkan ve güruhuna şişirilmiş gelişme oranları öngörerek bu ülkeleri borçlandırır. Devlet başkanlarını seks, rüşvet ve itibarla yozlaştırarak istedikleri BM oyunu, petrol ve su rezervlerini kullanır.
Sonuç itibariyle rejim değiştirmeyen bu zahiri isyanlar güdümlü ve planlı bir şekilde yürürlüğe konulmuş bahsi geçen coğrafyada kontrol ve sömürge pekiştirilmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


