Chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2011 Çarşamba

Devletin Dersim'le Yüzleşmesi Ne Kadar Samimi?

Bir zamanların kati suretle konuşulamaz konusu olan Dersim Katliamı artık konuşulur olmaya başladı, aynı diğer meselelerde de olduğu gibi. Kim suçlu, kim değil vs. bunlar tabi ki açılması gereken arşivlerin açıldığı vakit belli olacak. Tabii Genelkurmay, Türk Tarih Kurumu ve Başbakanlık arşivlerinin artık devlet tarafından açılması gerekiyor. Ancak bugün çok önemli bir olay yaşandı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bazı belgelerle birlikte bir açıklamada bulundu. Ne kadar ölenin olduğunu, raporların altında kimlerin imzalarının bulunduğu açıkladı. Ve en önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak özür diledi. Tam anlamıyla yapılması gerekenlerin en başında bu geliyordu ve sırada arşivlerin açılması meselesinin halledilmesi gerekiyor. Tabi bunun yanında CHP'nin içinde yer almış bakanların, milletvekillerinin -hatta çoğu bu partiye damgasını vurmuş isimler- adına CHP'nin de bir özür dilemesi gerekiyor. Hatta artık kendi içinde ulusalcı-milliyetçileri bir kenara koyup, çok iyi bir şekilde bu konuyu tartışması ve çıkan sonuçları da eğer ki özür dilerse, onunla birlikte açıklaması gerekiyor. Yani demokrasinin olabilmesi için, CHP'nin yaptığı yanlışı görebilmesi, halkına olan sorumluluğu bunu gerektiriyor. CHP'nin tavrını şu anda bekleyip, görmekten başka çaremiz yok.

Dersim'deki katliamda kafası koparılan
biriyle, kafasını koparan askerlerin fotoğrafı
Şimdi devlet yani hükümet yine yani AK Parti özürle birlikte önemli bir adım etti demiştik. Daha sonra bu konuyla ilgili yapılması gerekenleri de kendi fikirlerimizle birlikte söylemiş olduk ama bir de bu tür meselelere başka bir taraftan bakmakta da işin özünü kavramak açısından büyük bir yarar var.

Bizim tarihimizde tek bir katliam yok maalesef. Dersim'in üstüne daha tam anlamıyla bilemediğimiz Osmanlı Devleti'nin yaptığı Ermeni ve Süryani katliamları var (her ne kadar Osmanlı'nın yapmış olduğu katliamlar da olsa yeni kurulan Türkiye'nin büyük sorunlarından olmuşlardır). Maraş, Çorum, Sivas katliamları da var. Ayrıca siyasi olarak 1 Mayıs, Bahçelievler katliamları; yine Dersim'le bağlantılı Zini Gediği katliamı; 2000'lerin gerçekleşen olan Hayata Dönüş Operasyonları; Kürt halkına karşın gerçekleşen köy boşaltmalar ve yakmalar, Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın sivil Kürt halkına karşı yaptığı katliam gibi başka benzer olaylar ve katliamlar da mevcut tarihimizde. Tabi arada JİTEM ve derin devleti de unutmamamız gerekiyor. Şimdi bu saydıklarıma katılıp, katılmamak; olmuş ya da olmamış demeniz hiç önemli değil. Asıl gerçekleşmesi gereken olay bunların hepsinin konuşulması, belgelerin açılması suç veya suçlular var mı yok mu tartışılması gerekiyor. Geçmişimizle yüzleşmek için, artık gerçeklerden korkmamamız için, doğruyu yanlışı anlayabilmek için arşivlerimizi açıp, tartışmamız gerekiyor.

Buradan yine bağlantılı bir konuya da girmek gerekiyor. Sivas'taki insanları yakanlar yani -benim tanımlamamla- yamyamlar ve yamyamların avukatlarının nerelere geldiği, kimlerle işbirliği halinde olduğunu artık biliyoruz (en alttaki linkte bu haberi bulabilirsiniz). Artık devletin gelecekteki adımları bu konulara da bir açıklama getirmesi ve suçlu olduğu yerlerde özür dilemesidir. Aynı şekilde bu yamyamların ve avukatlarının kendileriyle alakalarını açıklamaları gerekiyor. Evet, kabul ediyorum Dersim'le ilgili devletin yani başbakanın çıkıp özür dilemesi büyük bir adımdır ancak AK Parti ucu kendilerine dokunan konularda da aynı kararlılıkla davranırsa eğer işte o zaman bunun ve bu diledikleri özrün ne kadar samimi olduğu anlayabileceğiz. Eğer ileri adımlar atılmazsa başbakanın özrü siyasal bir şova, o açıklamayı dinleyenlerin göz yaşları da timsah göz yaşlarına dönüşecektir. Bunun bir şov olup olmadığını artık bekleyip, göreceğiz. Umarım AK Parti bu sefer bizi yanıltır da bir kez de olsun samimi olduğunu belli eder. Yoksa şov aynı şov olmaktan öteye gidemez.


Birgün yazarlarından Onur Caymaz’ın Sivas Katliamı ile ilgili haberi: http://bugeminezamandirburada.blogspot.com/2011/07/teshir-edecegiz-durmadan.html

24 Ağustos 2011 Çarşamba

CHP: Sol Gösterip Sağ Vuruyor


Sosyalist Enternasyonal’e girebilmiş Türkiye’nin tek partisidir CHP. Kendini sürekli solun adresi olarak görmüştür yıllarca da. Ancak solla bugüne kadar hiç alakası olmamış bir partidir de CHP. Ne 68 hareketinde ne de 78 hareketinde CHP olmamıştır. Sadece Deniz Gezmişlerin asılmaması için İsmet İnönü çaba harcamıştır. Onun bu çabası ülkenin böyle bir utanç yaşamaması içindir ama başarılı olamamıştır. CHP’nin Kürt sorununa bakış açısı, neo-liberal politikaları desteklemesi, felaket düzeydeki çevre politikasında soldan hiç eser yoktur. Belki Ecevit döneminde, solla yakınlaşmasını ve Ecevit’in İnönü’yü devirmesiyle bir gençlik ateşini yakmasını sola yönelme olarak sayabilirsiniz, ortanın solu kavramı olarak da kimi uzmanlar tarafından dillendirilmiştir.

Burada size birkaç isim vermek istiyorum, görüşümü sağlamlaştırmak için. İlhan Kesici, Lütfullah Kayalar, Canan Arıtman, Safter Edip Gaydalı, Turhan Tayan, Aydın Ayaydın, Aytun Çıray, Salih Sümer, Sinan Aygün, Mehmet Haberal. Bu isimlerin hepsi de CHP’de son iki seçimde aday olmuş milletvekili adaylarının isimleri. Çoğu da zaten milletvekili olarak seçilmişlerdir. Ancak bize sol olduğunu söyleyen CHP her nedense DYP-ANAP-MHP içinde siyaset yapmış insanları solun umudu olarak önümüze sürmüştür. “Cumhurbaşkanının annesi Ermeni’dir.” diyen bir Canan Arıtman’dan ne bekleyebilirsiniz ki sol adına? Ya da “Hepimiz Hrant değiliz, benim adım Sinan Aygün, biz Hrant değiliz.” diyen ve odasının duvarına TCK’nin 301. maddesini astığını açıklayan Sinan Aygün’ün sol bir partide ne işi vardır? Neşe Erdilek eşi olan sosyalist Necdet Bulut’un ölümünden sorumlu tuttuğu ve mahkemelik olduğu Mehmet Haberal, 12 Eylül öncesinden beri sağ kanatta yer almamış mıdır? Hadi bunları bir kenara bırakalım, koskoca CHP neden gidip Süleyman Demirel’in kendilerine akıl hocası olmasını istiyor? Fikri Sağlar gibi CHP’ye hizmet etmekten başka bir iş yapmamış sol bir politikacının Deniz Baykal döneminde tasfiye edilmesinden sonra yeni CHP, partiye tekrar davet etmiştir ancak başvurusunu yapan Fikri Sağlar, partinin içindeki sağcıların büyük itirazıyla davet edildiği partiye geri girememiştir. Yıllardır Alevilerin partisi olarak görülen, Alevi haklarını sanki savunuyormuşçasına oy bekleyen CHP’de Alevi kanaat önderleri var mıdır? Kemal Kılıçdaroğlu’na meydanlardan “Aman ha, sakın ha! Alevidir, oy vermeyin.” diyen başbakana neden sesini çıkaramamıştır? Alevi olarak bir başka milletvekili ise, türkücü Sebahat Akkiraz’dır. Ancak televizyon programlarında bu kişiyi dinlediyseniz, siyasetten ne kadar uzak olduğunu anlayabilirsiniz. Peki, hiç mi Alevi aday yoktu? Sol siyasetin içinde yer alan ve Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı da olan Ali Balkız, başkanlığı bırakıp aday adayı olmasına rağmen her nedense seçilememiştir. 14 tane sağ siyasetten gelmiş aday adayı milletvekili olabilmişken sol siyasetten sadece DİSK eski başkanı Süleyman Çelebi ve İHD’nin eski avukatlarından Sezgin Tanrıkulu milletvekili olabilmiştir.

Bir de İzmir konusuna da arada açıklık getirmek gerekiyor sanırım CHP’nin ne kadar sağa yakın olduğunu belirtmek için. Solun kalesi olan İzmir aslında DYP-ANAP ekseninin yani sağın kalesi olmuştur. Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra bir DSP’ye kayış olsa da özellikle AKP’nin güç kazanmasından sonra ve aynı zamanda DYP-ANAP’ın büyük bir kan kaybı yaşamasından sonra, İzmir’deki maddi durumu iyi olan sağ görüşlü seçmenler “şeriat ve din korkusu” nedeniyle CHP’ye kaymış ve sanki İzmir sola kaymış gibi görünmüştür. Ancak şu son seçimlere baktığımızda AKP’nin oyunun artmasının sebebi yoksul kesimde çalışması ve artık şeriat ve din korkusunun ortadan kalkmasıdır. Bu da AKP’nin bugün daha çok azimle çalışmasını sağlamakla beraber, CHP’nin kendi içerisindeki karışıklıklar yüzünden İzmir’i kaybetmesine neden olabilir.

Aslında burada bir de Deniz Baykal dönemini hafifçe ele almak gerekiyor. Yıllarca “Deniz Baykal yüzünden CHP oyunu arttıramıyor.” denmesine rağmen bir kısmı doğru olmakla beraber asıl solun oyunu vermemesinin sebebi CHP’nin içindeki sağcı adaylar ve sağ politikalardır. O zaman sola kör olan CHP, bugün ise büyük bir korku içerisindedir. Yeni CHP’nin yaptığı bazı projeleri –mesela kadın konusunda ve gençlik konusunda– göz ardı edemeyiz ve bir sola yöneliş olarak görebiliriz. Ancak özellikle bazı konularda –mesela Kürt konusunda– CHP’nin sadece “biz olsak, böyle bir sorun olmazdı” söylem mantığının arkasında çokbilmişliği değil, AKP’nin bu kadar güçlü olduğu bir ortamda politikaların ters etki yaratmasından korkulmasıdır. Aynı zamanda CHP içindeki o büyük sağcı güç de bu açıklamaların yapılamamasına neden olmaktadır. Bugüne kadar siyasi körlük yüzünden sağa yönelmiş ve sağın oylarıyla iktidar olacağını düşünen CHP, son seçimde ise bu büyük korkuyla yine sağ adaylara yönelmiştir. Bu seçimler aynı zamanda gösteriyor ki, CHP en doygun oy oranına ulaşmıştır. Bunun üstüne koyabilecekleri bu korkuyla ancak % 3 civarında olabilecekken, eğer sol kesimdeki seçmenleri de yenilenmiş, korkusuz politikalarıyla kazanabilirse işte o zaman AKP’yle yarışır bir hala gelebilecektir. Yoksa bu korkuyla CHP çok daha bize sol gösterip, sağ vurmaya devam edecek.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

CHP Neden Her Seçimde Başarısız Oluyor?

Cumhuriyet tarzı yönetimden memnun olan herkesin eskiden kalma ya da kurucusuna olan sevgisinden kalma bir hoş görüsü vardır Cumhuriyet Halk Partisi'ne. Ancak Chp merhum Bülent Ecevit'ten bu yana bir türlü siyaset sahnesinde başarıya ulaşamamıştır. Bunun köklü bir kaç sebebi mevcuttur.

İlk olarak ismi ve de Atatürkçülükle bir o kadar çelişen siyasi tutumudur. Halkçı olması gereken Chp devletçi bir yapıdadır. Bencilce bir tutumla ve dar bir görüşle kendini Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yegane bekçisi sanmaktadır. Bu yüzden her muhafazakar oluşuma şeriatçı her sosyalist oluşuma komünist yaftası yapıştırmaktadır.

Genel başkanları arasında en az okumuş olan Bülent Ecevit'den bu yana Atatürk'ü anlayabilen bir başkan çıkmamıştır. Daima devletçi olmuş, halka rağmen haksızlıkların bir çoğuna devleti korumak amaçlı sessiz kalmıştır. Derin devlet yapılanmalarına, Pkk liderinin teslim alınması gibi olaylarda oldukça pasif ve hatta olumsuz yönde etkisi olmuştur.

Bir diğer hatası ise bunun Deniz Baykal ile daha da yoğunlaştığını düşündüğüm laikçiliktir. Dikkat ederseniz laiklik demedim laikçilik dedim. Bu iki kelime arasında siyahla beyaz kadar fark vardır. Nasıl dini sömüren muhafazakar partiler varsa laikliği sömüren de sözde solcu partiler vardır. Neden sözde dedim? Sebebi şudur; sol oluşumların hemen hepsine yaklaşık 50 senedir tezat davranmaktadır.

Diğer hatasına gelince, darbelere göğüs germemesidir. Bunun iki sebebinden biri bahsettiğim devletçilik diğeriyse aman partiye bir şey olmasın görüşü. Atatürk'e bağlılık bir Türkiye vatandaşı için çok güzel bir olgudur fakat Atatürk üzerinden bir muhafazakarlığa gitmek yaklaşık 40 senelik bir başarısızlık ve de Atatürk'ten soğutmayı getirir. Bahsettiğimiz partinin kuruluş amacı devleti idare etmek halkın yanında olmak ve çok partili döneme geçiştir. Atatürk bu partiyi miras bırakırken bir misyonda bırakmıştır, bu misyon uğruna halkın yanında olmak gerekiyorsa, statükoyu bırakıp halkın yanında olmak gerekir.

Son hatası ise Atatürk dayatmasıdır. Her muhafazakar olguya şeriatçı demek, cumhuriyet elden gidiyor demek. Atatürk şöyle böyle yaptı bizde aynısını yapıcaz demek, kitlelerde bir antipati ve infial yaratmaktadır. Sebebi çok basittir, Atatürk zamanın şartlarında ve iç tehlikelere rağmen bir devlet kurmuş ve bunu bu halkın iyiliği için bazı uygulamalarla korumuştur. Eğer ki siz 1930 model uygulamaları değişen skalalarla düzeltmeden aynen uygulamaya kalkarsanız, halkın büyük tepkisiyle karşılaşırsınız. Bununla beraber Atatürk, cumhuriyetin başına tehlike olmasın diye yaptığı hanedan üyesi uzaklaştırmalarını alıp da tarihimizi cumhuriyetten ibaretmiş gibi gösterirseniz yine Atatürk'ü kötü gösterir ona zarar verirsiniz.

İsmet İnönü döneminde yaşanan bazı olumsuzluklara değinmiyorum. Kanımca haklı bir sebebim vardır. O da ülkenin omuzlarına yüklenen bir mirastır. Osmanlı Devleti'nden kalan borç. İsmet İnönü bunu ödeyip bitirmiş. Buz gibi kapitalist Adnan Menderes'e borçsuz bir Türkiye bırakmıştır. Netice ise malum.

Sonuca gelirsek; henüz mensup oldukları partinin sembolü olan 6 oku anlamayıp, Atatürk'ü içine sindirememiş, devletçiliğin yanında halkçı olamamış yani statükocu olmuş, laik değil laikçi olmuş, darbelere ve haksızlıklara sessiz kalmış, her muhafazakara şeriatçı demiş bir 30 senelik geçmişi bulunmaktadır Chp'nin. Bunu düzeltmek için Kemal Kılıçdaroğlu'nun epey bir çabası olmuştur. Fakat bu da yeterli gelmemiştir.