Mizah-Anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mizah-Anı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2011 Cumartesi

Zaman Gazetesinin Tirajı Nasıl Bu Kadar Yüksek?

Az önce paylaştığım istismar konseptli yazımdan sonra, durmak yok istismar açıklamaya devam havasına girdim.. Şeytan bu ya dürter odatv'nin 31.07.2011 tarihli haberi geldi aklıma ve bu haberle bildiklerimi harmanlayıp yaşadığım bir olayı sizlere aktarmak niyetindeyim.

'O Gazete Niye Her Karakolda' haberin başlığı,
 takipçilerin yoğun sorularına duyarsız kalamayıp bu haberi yayınlamış odatv çalışanları. Haberde de bahsedildiği üzere bayi satışı 25.000 fakat tirajına bakılınca 1.000.000 bu nasıl olur akıl almaz demeyin. Küçüklüğünde körfez dershanesinde okumuş biri olarak bir yere kadar bunu anlayabiliyorum fakat boru değil ya buda 1 lanet milyon sayıda gazete.

Gelelim yaşadığım olayı aktarmaya.. Sabahın kör vakti taksi dolmuşumdan inip sahilden Alaybey'e doğru yürümekteydim. Dibimden neredeyse sürtecek şekilde eletrikli motor denen zımbırtıdan geçti. Aç karna ve uykusuzluğa karşı direnen zihnimde oluşan en yaratıcı küfürleri saydıra dururken dikkatimi birşey çekti. Dikkatlice bakınca motorun iki yanında cep olduğunu ve içinin birşeylerle dolu olduğunu ayırtettim. Motor durunca adımlarımı sıklaştırıp şöyle bir kafamı uzatmamla zaman gazeteleri balyalarını gördüm ve göz yanmasıyla gözlerimi kapattım.. Fakat çok geçti, içeri girmişti.. Karanlıkta flaş gibi patlıyordu değişik açılarla eğilerek.. ZAMAN... sssstt.. ZAMAN... sssstt.. Gözlerimi açınca motorun uzaklaşmaya başladığını gördüm. İstisnasız bütün sahildeki binaların kapıları önünde durup bir balyayı götürüp bırakıyordu. Şöyle durup birkaç adım geriye gittim ve baktım.. Ardı ardına barımsı canlı müzik olan mekanlar vardı. Vay arkadaş dedim vay arkadaş.. İstisnasız her apartman zaman abonesi olabilir miydi.. İtiraf ediyorum.com hırsıma yenik düştüm ordaki anaokulunun uzun bahçesine girip yürürken motoru kullanan kurye.. Daldırdım kollarımı balyaların olduğu cebe.. Alabildiğim kadar gazeteyi kucakladım ve birkaç metre ilerdeki son model teknolojik çöp konteynırın pedalına asıldım.. Kapak sertçe açıldı ve hayatımda ender aldığım bir zevk ve tatminle suratımda joker gülüşüyle kucağımdaki yığını içine bıraktım.. Kapağın kapanma sesini duyana kadar ilerdeki sokağın köşesine doğru ben diyim adrenalin siz diyin yusuflamayla hızla mesafe kat etmeye başladım. Sokağın içine girince ellerimde zevkten doğan bir titreme içimdeyse hazdan bir yanma..

Fakat sonra düşündüm.. Tüm Türkiye'yi örgütlesek ve aynı eylemi yapsak bile.. Zaman yine 1 milyon satıyordu.. O zaman kendi kendime dedim ki hiç bir güç 1 milyon kere yapılmış bir mastürbasyonu kıramaz.. Demem o ki sevgili okuyan zaman almayın fakat mutlaka okuyun.. Okuyun ki 'bazı' olayların nasıl aksettirildiğini görün.. Görün ki bilinçlenin..

Unutmayın!.. ZAMAN... sssstt.. ZAMAN... sssstt.. ZAMAN...

28 Temmuz 2011 Perşembe

behice hanım ve nöronlarım

sabahın köründe ücretsiz servisle gittiğim kipadan aldığım 9.90'lık everest klavye sayesinde hem ekran klavyesinden kurtulmuş hem de yazma aşkıyla dolmuştum.
böyle bir şeyi sekizinci sınıftan beri hissetmediğimi düşünürken dur ulan bizim bi blog vardı düşüncesi kafatasımın boş odalarında yankılandı. lakin yan masada oturan sakallı amcanın işverenine ettiği küfürlere gülerek kendimi unutmam çok da uzun sürmedi.
eve geldiğim an tam da işte şimdi oldu yazdıkça yazarım beni kimse tutamaz dedim. fakat evin en serin lokasyonunu nokta atışıyla bulan ananemin hol'de annemle ettiği muhabbetlere kulak misafiri olmam, yeniden tüm yaratıcılığımı öldürmüştü.
behice hanımı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren ananem beni hem çocukluğumu geçirdiğim mahalleden, hem de hiç tanımadığım behice hanımdan ziyadesiyle tiksindirmişti.
kendi kendime bi post gireyim artık ayıb oluyo amınakoyim diyerek nolabilir nolabilir aklımda bişey vardı amk neydi neydi diye iç sesimle yaptığım çığırtkanlıklar yerini ben diyim 5 sen de 15 sn içinde melih gökçek gülümsemesindeki kestirilemeyen ipnelik gibi behice hanımın hayırsız kocasına ettiğim beddualara bırakmıştı..

ananem karpuzdan yedikçe coşuyor, coştukça serinliyor, serinledikçe anlatıyordu. kendi kendime ulan acaba kafka böyle kasvet görmüşmüdür derken fox tv magazin dış sesini duydum. tam daha kötü olamaz diye düşünürken annem de ananeme hiç yapmaması gereken o gaz ikmalini kısık sesli çıkçıkçık'ıyla vermiş bulundu...

tam anlamıyla tükenmiştim. blog'un adınının HERBOKolog olmasından mütevellit ben de siyasetle ilgili girdiler yapmak istemiyor, fakat daha fazla yazmamamın bu yola birlikte çıktığım arkadaşlarıma ayıp olacağından korkuyordum.
gta oyununda olsak şu an silah şifresini yazar annem ananem ve lanet olası behice hanımın kocasını vurur, polis şifresiyle dertlerime son vererek bi sigara yakar,güzide blogumuza sakin kafayla nice yazılar, komikli resimler, düşen kedi-köpek vidyoları koyardım.
karpuzun bitmesiyle rehavet çöken ananemin 15dakikalık sessizliğinden faydalanarak bir hışımla uzunca bir deneme yazdım.

şimdi cuma mesaisini tamamlamış memur ferahlığıyla balkondaki yatağıma yatabilir, kendimi filitreli düşüncelere gark edebilirdim..

to be continued!

behice hanımın dramı nasıl son bulacak? kocası tövbe edecek, içkiyi ve kumarı bırakacak mı? karpuzun bitmesini sağlayan dış etmen kim? kedimin yılışıklıkları ve ıslak burnuna karşı bulduğum dahiyane çözümde intihal var mı? hepsi ve daha fazlası haftaya kendi gününde kendi saatinde




not: şu ana kadar arkadaşlarımın girdiği yazılara yakışmayan hareketler peşinde koştuğumun farkındayım fakat blog'un sadece siyasette kalmasını istemedim. en nihayetinde hepimizin söyleyecek çok şeyi var.siyasi yönümü sktretmiş değilim fakat komikli vidyo ve resimler için bizi izlemeye devam edin